30 Haziran 2014 Pazartesi

Şii-Sünni ekseni ve Cumhurbaşkanlığı sistemi...


Irak'tan gelmeye başlayan göç, İran-Maliki denklemi, ISİD ve Lübnan manzarası, ABD'nin bölgedeki uzun vadeli planları, coğrafyamıza aksiyon getiriyor. 
Ne yazık ki hepsi Şii-Sünni bölünmüşlüğü üzerinden tezgahlanıyor. 
Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor. Bu arada bu seçim öncesi ISİD'e silah yollama görüntülerimizden bahsediliyor. Görüntülerin tam bu dönemde piyasaya çıkarılacağından falan...
 Bunun, İran, Esed ve Rusya'ya yarayacağını yazan önemli bilgi kaynaklarına yakınlığı bilinen yazarlar var... Bu yazarlar bu şii eksenli devletler ile İsrail lobisinin çıkarını aynı anda zikredip, ABD'yi ayrı tutuyor. 
Türkiyedeki paralel yapının da dış güç figüranı olduğunu ekliyor... 
Bu manzarada kim kimdir? 
Bazıları düne kadar MİT müsteşarına İrancı demiyormuydu?  
Kim kimin figüranı? İsrail lobisi ile ABD mi çatışıyor? 
Türkiye kiminle hareket etti, ediyor?
 ISiD bölgede nasıl konumlandı?
Kimin icadı, kim korudu, geliştirdi ve hala korumaktan yana?
 Şii-Sünni eksenli düşünmeye devam ediyoruz mecburen... 
Oysa Türkiye'yi seven, alevi sünni herkes bu bölünmeden kaçmalıdır dış gelişmelere bakarken. 
Beşar Esed'e gidip tutsak iki Türk gazeteciden birini kurtararak dönen CHP'li vekiller Mevlüt Dudu ve Refik Eryılmaz da kaçınmalıdır.
 Bu vekillerden biri, yanlarında kurtardıkları tek Türk gazeteci ile döndüklerinde, sınırda bekleyen  ve kendilerine 'ya benim eşim' diye soran başörtülü Arzu Kadumi'ye böcek muamelesi yapmıştı. Çünkü diğerini kurtarmış olmanın basın önündeki şovuna gölge ediyordu Kadumi'nin sorusu...
 Arzu Kadumi Suriyedeki olaylarda payı olduğuna inanılan politikaların sahibi iktidar partisine yakın görünse dahi o vekil herkesin vekili olarak gitmişti gazetecileri kurtarmaya...
Olaylara Türkiye olarak bakmalıyız... Hükümetin hatalarına da, Türkiye adına bakarak, eleştirmekten kaçmamak gerektiği gibi. Politikalarda hata varsa, bu daha büyük bir uluslararası soruna yol açacak metodlarla, gizli belge ifşaaları yolu ile eleştirilirse örneğin, Türkiye'nin çıkarından bahsedilemez. Ancak Hükümet de bunun arkasına saklanmamalı, bir adım atmadan önce iyi değerlendirmelidir.
Bu konjonktürde ve her zaman Türkiyede istikrar için Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın, yetkilerini uyum içinde kullanması önemli. 
Peki şu anki sistem bize uygun mu? 
Adayların kişilikleri ile dengelenen ve istikrarı sağlayabilen, aksi durumda kilitlenen bir sistemle olmaz. Sistem denilen şey, her şartta kendi kendine, şahıslardan bağımsız ayakta duran ve istikrarlı yönetim sağlayan bir aygıt olmalıdır. Dolayısıyla, Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu farzedelim,  genel seçimde 'Tayyip Erdoğan ile uyumlu bir lideri olan' bir Ak Parti'nin iktidar çıkacağı garanti diye, sistemi eksik bırakmak olmaz. Belki Türkiye'nin lehine bir dönem çatışmasız idare edilir ama kendine yenilikçi diyenler sistem sorununu kökten çözmeli. Benden sonra tufan demek olmaz... Gül'de parlamenter sistem diye ısrarcı olmamalı.  Salı saat 11.30 da Ak Parti adayını açıklayacak.
HSYK yaz kararnamesinde Mahkeme Başkanlıkları ve Başsavcılık görevlerine getirilenlerin, mazaretleri gündemde. Muhtemel baskılardan korkuyorlar belki. Belki arada kalmaktan... Önümüzdeki günlerin Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi nelere gebe olabileceğinin kokusunu alıyorlar belki de. Geçtiğimiz günlerde bizi kim yönetiyor diye sormuştum. Bakalım ne kadar birlik olacağız... 

****
Alp Gürkan ve insana bakış

Soma maden faciasının ardından 'işadamı Alp Gürkan'a sağ basın fazla yükleniyor' diye yazmıştım. Ölümün sorumlusunu, en ağır şekilde sorgulasın medya elbette. Ama senin sorumlun, benim ihmalcim, senin kazancın-benim payım oranında medya desteği veya saldırısı, adil değildir demiştim... Avukatlarının, maden şehidi ailesinin 393 bin liralık tazminat talebine, 'felaketi özendirecek kadar yüksek bir miktar' gerekçesini sunmasının ardından emin oldum ki bu zihniyet insan değeri nedir bilemez. Her birine emsal olsa bu dava, 301 aileye 393 bin ödese, sonuç yüz milyonları bulacak. Bunun için bir hukuki yaklaşım içinde itiraz hakkı olabilir. Elbette malvarlığına ve ailenin maddi manevi kaybına bakıp miktarı söylemek bana düşmez. Bu hukukçuların işi. 
Ancak bu kafa şunu anlamalıdır: O aileye veya diğerlerine 'madenci yakınınız sağ mı kalsın yoksa ölsün de size 400 bin lira mı verelim' denilse, herkesin parayı seçeceğine emin olmasınlar... 

****
Üçüncü havaalanı projesi ihalesinde, denizden kot farkının sonradan şartnamede belirtilenden aşağıya düşürüleceği iddiaları gündemde. Bu, ihaleye katılanların tekliflerini verirken buna göre veriyor olmaları açısından bir haksızlık olacağı gibi, ihaleyi alanlara ödenecek bedel açısından da önemli. 
Bu iş Zorlu Center işine dönmemeli. İhaleye, kaç kat izin verileceği belli olduğundan ona göre kazanç hesabı ile teklif verilip, sonradan ihaleyi alanın daha fazla kazanabileceği bir izin düzenlemek adil mi? 

****
Marmaris koylarından notlar

Marmaris'ta bir hafta yelkenli ile koyları dolaştım. Hem eğitim hem tatil oldu. Üç yaşındaki kızım, ben ve teyzesi tekne yaşamını deneyimledik. Bir nevi Ege nabzı tutmaya da vesile oldu. 
El değmemiş koylar harika. Bazısında elektrik bile yok. Jenaratör bile belirli saatlerde çalışıyor. Örneğin Bozukkale. Burada ki Loryma Restoran Bill Gates'den Başbakan Erdoğan'a, Hollywood yıldızı Tom Hanks'ten rockım önemli isimlerine pekçok ünlü misafir ağırlamış. Duşlar ve tuvaletler süper değil. Ancak yemekler lezzetli, fiyatlar uygun. Doğa güzel. 
Kumlubük Yat Klübü ise Loryma'ya göre daha şık, dekorasyonu tasarlanmış olmasına karşın doğaya uygun travertenlere yer verilmiş. Bölgenin mermer zenginliğine yakışır bir doku kullanılmış. Burada ağırlıklı olarak Çin mutfağı var. Noodle olarak bilinen Çin eriştesini üreten aşçıları gayet başarılı. Tesis biraz fiyatlı ama verilen emeğe değer. 
Bir diğer güzel koy Söğüt. Aşkın Otel ve Octopus restoran birlikte işletiliyor. En iyi balığı bu restoranda yedim. 1 kilo 800 gr.lık deniz çuprası ile o taze lagos arasında kararsızlık yaşayıp, çuprayı seçtik. Üç yaşındaki kızım da çok sevdi. Tatlılar muhteşemdi. Balkabaklı cheesecake harikaydı. Hesap, otel konaklaması ve bu nedenle ertesi gün sabah kahvaltısı dahil olduğu halde uygundu. 
Bu arada charter yapan tekne turizmcileri ticari teknelerde içki ruhsatı istendiğini belirtiyor. Düzenleme, alkol satış saatlerini düzenlemesi ille birlikte geçmiş. Oysa teknelerde çoğunlukla tura çıkanlar kendi alışverişini marketten yapıyor. Yani firma tura katılan müşteriye içki satmıyor. Teknede dolaptan kendi aldığı peynir ekmeği yiyenle kendi aldığı birayı içen, aynı eylemi yapmış oluyor. Turizm girişimcisinin bu işle alakası yok. Bu ruhsatın bedeli, alındığı yere göre 400-800 lira arasında değişiyor. Bu tekneler restoran olsa uygulama haklı. Uygulama bu ayrıma göre ruhsat sorulup ceza alınacak şekilde yeniden düzenlenmeli. 
  Ege kıyılarında bu gibi düzenlemelere alerji var işte... Onun dışında Ege namaz kılana saygılı. Tatil yerinde ortada namaz kılanı görünce 'ne mutlu size' diyor çoğu insan. Bir gülümseme yetiyor insanların kalplerine hitap etmek için. Onu bekliyor herkes, kendi gibi görünmeyenden.

****
Angel's Peninsula'da Ramazan...

Tatilin sonunda geçen sene Ramazan Bayramı'na yakın geldiğim Angel's Peninsula'ya uğrayıp bir iki gece kalmaya karar verdik. Ramazan'a burada girdik. Cumartesi akşamı çok güzel gösteriler izledik. 
Otel işadamı Akın İpek'e ait. Kendisi Bugün TV, Bugün Gazetesi ve Kanaltürk'ün de sahibi. 17 Aralık operasyonu ve Cemaat yapılanması ilişkisi iddialarının ilk döneminde, İpek 'Fetullah Gülen Hocaefendi'nin bir gülüşü için feda etmeyeceği şey olmayacağını' belirtmişti. Ardından, sahibi olduğu Koza Altın madenlerine dair izinler ile ilgili sıkıntılı haberler okumaya başladık. Durdurma kararları geldi. Aynı 17 Aralık operasyonunda 'neden dershane kararına denk geldi ve beklendi' sorusu akıllara geldiği gibi, 'madenlerde sorun vardı da neden şimdiye kadar durdurulmuyordu' sorusu da akıllardaydı...
Velhasılı kelam, 2011'de açılan ve geçen sene Ramazan Bayramında çok sayıda bakanı ağarlayan otel, özellikle kadınlara ve ailelere özel locaları, kadınlara özel saklı deniz tesisi ile muhafazakar ve tatilde bireysel alanına özen gösteren ailelerin ilk tercihi olmuştu. Şu an Ramazan'a göre normal bir sakinlik var. Bakalım bu bayram bakanlar gelecek mi? Gelmeseler bile yaz sonuna kadar pekçoğunun ailelerini göndereceğini düşünüyorum.
 Çalışan personel ile sohbet ettim. Çoğu kendilerine sağlanan, lojman hizmeti gibi imkanların kalitesinden memnun. Her müşteriye tüm ihtiyaçlarında güleryüzlü davranılabilmesinin arkasında, personele verilen bu değer var sanırım. Fiyatları eleştiriliyor otelin. Ancak herkesi mutlu edecek bir yarımada tesisi olmanın bedelini, çalışanları için de gerektiği şekilde ödüyor olduklarını öğrenince sevindim. Teknede kaptanımız Sabina hanıma yardım ile eğlenceli ama biraz yorgun geçen haftanın peşinden beşyıldızlı otelin hizmetleri bize yedi yıldızlı gibi geldi. 
Fiyat demişken, karşı kıyıda D Marmaris var. Fiyatlar yakın. Her ikisindede deniz mavi koy belgeli. Beyaz Türklerin çoğu orda. Muhafazakarın, müslümanın, ısraf etmeden, kendi şartlarına uyma çabası ile,  insan gibi tatil yapmak için bu bedeli ödemek zorunda olmasını eleştirmek yerine, sistemde neden bu kalitede daha uygunu yok onu sorgulamalı... Madem kolay yapması buyrun...

****
Thy 65 yaş üstü indirimini kaldırmış... Ortaköy'e tarihi yalıya yapılacak Butik otele kaynak mı lazım dedim gayrı ihtiyari. Yine de büyümesi ile ve kalitesi ile gururlandırıyor. Uzun uçuşların en iyi adresi. 
Benim bu aralar yurtiçi favorim Atlas Jet. Bilet fiyatları son dakikada dahi uygun. Bu noktada Pegasus'u geçti. Güleryüzlü personeli, hizmet odaklı yaklaşımları ile gözüme girdiler. 
****

21 Haziran 2014 Cumartesi

Bizi kim yönetiyor?


Cumartesi günü 'Balyoz'da masumiyet algısı ve cemaatin vebali' başlıklı bir yazı okudum... Çok önemli bir başlık... 
Yine çizelim manzarayı...
Anıtkabir'e ziyarete giden darbe girişimi davalarından tahliye edilen subaylar, komutanlar... İntihar eden ve vefat eden Albaylara kabir ziyareti... 
Yazının başlığı farklı bir büyük tehlikeyi işaret ediyordu... Ben ise bu konuda masumiyet algısının tehlikesinden korkmaktan öte bir yerden bakacağım...
 Kim mağdur kim darbeci bundan bahsetmiyorum. 
Darbe mağdurlarının hakları, darbecilerin suçlarının cezası, darbecilikle, terör örgütü yöneticiliği ile suçlanmış Genel Kurmay Başkanları... 
Bu manzara 'darbe ile mücadele' için olsa da, bayrağa, askere saygı duyan, kendine Kemalist diyen herkesin değerlerinde aşağılanma hissi yarattı. 
Biz o zamanlar da, çuvala suçlu ile suçsuzun karıştırıldığını, TRT'de gerçekleştirdiğimiz Medya Müfettişi programında sıkça vurguladık. 
Ergenekon Davası ilk açıldığında, sanıkların avukatı Vural Ergül'ü yayına çıkardığımızda, bu hatalara ve delillerin durumuna değinmişti. 
Dink cinayeti ihmallerini anlatan kitabı çıktığında, Nedim Şener'i kendisine açılan davalar ile ilgili konuk almıştık. Bugün bakınca gazetecilik olanaklarımızı objektif kullanmış olduğumuzu görüyorum. Objektiflik değil, taraf olunmasını bekleyenlere karşın... Objektiflik saçmalık diyenlere karşın...
Bununla beraber halkı aşağılayan, fırsat eşitliğine karşı olan, cemaatçi veya dindar diye disipsinzilik suçu bahane edilerek ordudan masumları atmaya kalkan, terörü destekleyen darbecilerin yargılanmasının, hukukun gereği olduğunu da her daim anlatan konuklarımız oldu. 
Bu ikisi farklıdır dedik.
Darbeci zihniyetin halk tabanındaki destekçilerinin çoğunluğu, zaten dindarların eşit vatandaş olduğuna, liyakatlarına binaen asker içinde veya kamuda görev alma hakları olması gerektiğine inanmıyor olabilir...Onları tehlikeli, mürteci görüyor olabilir... 
Bazıları inanmasada, hukuk düzeni içinde örgütlü şekilde ayrımcılığı, darbeciliği uygulamanın bir cezası elbette var. 
Bu insanların hoşlanmadığı dindarlar da örgütlenip darbeye soyunsa, başka kesimlerin hakkını gasp etse, örgütlü şekilde onların haklarını çiğnese yargılanmaları gerektiği gibi aynı...
Velhasıl bu darbe davalarından rahatsız olanlar, tahliye kararını 'sanki masumdular' gibi algılayacaklar. Bunun üzerinden siyasi propagandalar gelişecektir. 
Fakat hatırlatalım. 
Bu, yeniden yargılama kararıdır. Beraat değildir. Bu davaya darbeciler dışında 'iddia edilen paralel devlet yapılanmasının' hoşlanmadığı kişilerin, hukukusuzca dahil edildiği olasılığı nasıl mevcutsa, bazı kişilerin darbe girişimi ve halka karşı suç işlediği de gerçektir. 
Burdaki sıkıntı bu suçları yargılamak için yalan kanıt oluşturulmaya kalkılması, suç işlenmiş görünütüsü için  ve suçun kanıtlarının bilinmesi adına bizzat oyun kurularak, birilerinin üzerine paslama girişimlerdir.
Asıl sorgulamak gereken bir nokta var. O nokta ise bu mağduriyet görüntüsü ile, gelecekte halk arasında ikiliğe ve yeni darbelere elverişli tohumların atıldığı bir zemin yaratılmış olmasının faturasını, direkt cemaate kesip kesmeyeceğimiz... Başbakan Erdoğan darbelerde, Lice gibi sabotajlarda Pensilvanya işareti yaptı.
Darbe davaları ilk açıldığı dönemde 'Cemaat örgütleniyor' diye kitap yazan Hanefi Avcı 'doğru söylüyor' denildiğinde hükümet ne tepki verdi?
Dink suikastinde polis ihmallerini ve Cemaat bağlantısını bir kitapta yazan Nedim Şener'e verilen cezanın, gazeteciliğin yüz karası olduğu söylendiğinde, bu fikir sahipleri nasıl karşılandı?
 Hükümet bunları dikkate aldı mı? 
Veya 'biz biliyoruz da doğru zamanı bekliyoruz' diye bir açıklama yaptı mı? 
Nedim Şener gerçekten darbe zihniyetinin kalemi ise dahi, Dink Cinayeti ihmallerini anlatan kitabı ve burdaki cemaat atıfları, gizlilik ihlali ile yargılanırken bu gerekçe hukuki olsa da adil miydi? 
Hani Erdoğan'ın Musuldaki tutsaklar için gazetecilere yaptığı kibar çağrı gibi 'hukuka karışmıyoruz, hukuksuzluk varsa gereği yapılır' diyebilirdi hükümet. Darbelerle mücadele diye davaların arkasında dururken, Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'a uzanılana kadar bir şüphe belirtmedi. Çoğu zaman bunları sorgulayanlardan rahatsız oldular. İktidarına halel geleceğini düşünerek... Oysa halelin nerden geldiğini gördük yıllar içinde...
 O derece mi hakim ve savcı kadroları cemaate bırakılmıştı? HSYK, Yargıtay hep mi Cemaatin elindeydi?

 Ya TSK? 

Serbest kalan komutanlar ve subaylar bundan sonra, kazanılmış haklarına ve kadrolarına dair nasıl karar alacak? YAŞ kararları ne yönde gelecek? Ortaya çıkmış cemaatçiler temizlenmiş olsada kendini, rengini belli etmeyenler ne olacak? Bugüne kadar cemaatçi veya dindar askerlerin YAŞ ile TSK'dan atılmasını engelleyen Ecevit sonrası (ki Gülen şefaat hakkım olsa ilk Ecevit'e kullanırım demiştir) ikinci başbakan olan Erdoğan'a, içeriği gerçekse dahi geliş şekli tuzak olduğu açık görülen, 17 Aralık'ı kuran cemaat mi nankör,  yoksa cemaat kadroları olmadan gerçek muktedir bir iktidar olması zor olan Erdoğan hükümeti mi?  Kapatma davalarından cemaat olmasa Ak Parti varlığını sürdürerek çıkabilir miydi?
Şunu da söylemeli:
17 Aralık'ın içeriğinin doğruluğu, bağımsız yargının işidir. Keşke bu şekilde başlamış olsaydı da, halkın hakkının hesabı, darbecilere sorulduğu gibi, adaletten ayrılmaksızın, delil uydurmadan, insan damgalamadan, örgütçü cemaatçilere de sorulacağı gibi, tüyü bitmemişin hakkını yediği iddia edilenlere de bağımsızca sorulsaydı...   

Her türlü maske ile kendilerini gizleyip, eşlerine başlarını açtıran, ordu içindeki subaylara içki için, kendinizi gizleyin diye cevaz veren (ki bu kişi ile Allah arasındadır, bize bişey demek düşmez), hakim savcı kadrolarındaki adamlarına da benzer talimatlar veren ve en sonunda komutanları müebbete mahkum kılan gizli güç mü daha ikiyüzlü, bunlar ile yürüyen Erdoğan hükümeti mi? 
Gerçek demokrasilerde böyle bir durumda, kuvvetler ayrılığı ilkesi nedeniyle yargı erki ile hükümet ayrı der geçerdik. Bu ülkede yargıyı hükümet atamıyor. Bu, yargı bağımsızlığı anlamında, kuvvetler ayrılığı bağlamında değil. Yargı iktidar adeta... Dosyalar siliniyor, bunlardan da her zaman Cemaatin veya hükümetin haberi olmuyor. Adamını bulan işini yürüttü. Yargı, polis, asker ve öğretmenlere insanca yaşayacakları maaşlar verilmedi. Zamlar önceki hükümetlere göre iki üç kat iyi. Ama yeterli mi? 
Kurumları veya yargı ve kolluk mensuplarını genelleme ile yaftalamak hatadır. Fakat bu gerçeklikler bu çevrelerde zaten biliniyor. Bi yere bağlı olmayan ise ideolojik olarak farklı gördüğü eline geçince cezayı giydirebiliyordu. Yani  bağlandığımız yer burası... 
HSYK, Yargıtay ve hatta TSK belli kişilere teslim olmamalı. 
Ne bir mezhebe, ne bir cemaate, ne de bir ideolojiye...
 Hükümet artık liyakata bakmak zorundadır. 
Öte yandan ne komiktir ki cumhuriyetçi, Kemalist kesimkomutanları içeri tıktıran güç ile işbirliği halinde CHP'nin oylarını arttırıp Tayyip'i devirmeye çalıştı.
'Kömüre oyunu satan', dindar, 'cahil' ve fakir, 'göbeğini kaşıyan' Ak Parti tabanı mı daha gerizekalı, Bayrak yürüyüşü, komutanlara destek yürüyüşü yaparken, komutanları tıktıranların kuklası bir CHP'ye isyan yerine, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun dindarlık ve müslümanlık temasından kıl kapan CHP tabanı mı daha gerizekalı varın siz söyleyin. Her kesimin cahili var işte...
 İlber Ortaylı 'yandaşların ortak özelliği cahillik' derken bunları da kast etti mi acaba? 
Oy için herşey mübah mantığı... Oysa bir kere elini verenin hali ortada...
****
İşte darbeci denilerek mağdur edilen suçsuzlar nedeni ile ileride olası bir darbe için nefret tohumlarının atılmasına yol açan Ergenekon, Balyoz vs davaları, doğru şekilde görülmediğinden önümüzdeki yıllarda, 2015'te Türkiye'yi büyük oyunların beklediği açıktır. 
Cemaat-AK Parti koalisyonu çöktü. Mücadelesi sürüyor. Cemaati ve hükümeti gazlayan çok. 
 Kim haklı öbür dünyada anlayacağım ben kendi adıma. Ama herzaman resmi bütün görmek lazım.
 Bu davalardaki hatalara vaktinde müdahil olamayan, kendisine MGK'da cemaatin planları aktarılan MİT raporunun ardından Erdoğan elini ağırdan aldı. Bu, vicdani olarak dindarların kazanılmış haklarını koruma gayesinden, ortada gerçek bir disiplinsizlik suçu olmadığını görmüş olmasından kaynaklanıyor olabilir. 
Onları korumasa kapatma davası açılır mıydı ?... 
Müslüman kardeşlerine, hazır kadrolara sahip olduğu için midir bilinmez ihanet etmedi. Oysa o cemaat, 2002'de giden Ecevit hükümetinin ardından 3 Kasım'da Erdoğan'a oy vermiş miydi bilmiyoruz. Ancak referandumda verdiler. Bugün Aziz Babuşçu'nun 'artık birlikte yürümeyeceğiz' dediği liberaller, laik işadamları ise oy vermişti. O liberallerin bazısı gazetelerdeki maaşları artmayınca cemaatçi çıktı. Bazısı gerçekten hükümeti özgürce inandığı şekilde eleştirdi. 

Abdullah Gül'ün önemi

Resim buyken kim Cumhurbaşkanı adayı olacak, Ak Parti'nin başına kim gelecek hala bunu bekliyoruz. Önümüzdeki yıl krizlere gebe olduğumuzu görmek zor değil. ABD-İngiltere, Rusya ilişkilerimiz, dışişleri politikalarımız, bölgede Irak eksenli son hareketlenmeler ve büyük güçlerin buralara dair alacağı kararlar,Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Dışişleri atama yetkileri birbirine paralel işler... 
Abdullah Gül bu noktalarda kendisini Cumhurbaşkanı yapan parti tabanına ve liderine bazen söylem olarak uymasada eylem olarak her zaman olumluydu ve herkesi kucaklayan bir görüntü verdi. Halkın lehine insiyatif kullanıp özgürlüklere karşı bazı yasaları onaylamadı. Genel politikalarda ise Ak Parti seçmeninin özgürlüklerini de destekledi. Erdoğan ile aralarını açmaya çalışanların gazına gelmedi. Ötekinin sevgisi saygısı için ödün vermedi. Öyleki Cemaat cephesinden bazı isimler bir ara, yeni MİT yasası nedeniyle  'Gül'ü sildik' diyordu... 
Erdoğan bunu değerlendirmelidir. Gerekirse köşk için gerekirse Parti lideri olarak... 
Abdullah Gül de siyasetten çekilmek yerine, ağırlığı Başbakandan fazla bir Cumhurbaşkanı olması olası olan Erdoğan'ın altında kalmak pahasına siyasette durmalıdır. Her iki koltuktan birinde olması durumunda da, aklını çelmeye çalışanları dinlemeden, vicdanı ile yürümeye devam ederek tabi. Bunları da açıkça aralarında konuşsunlar.
 Örneğin Bülent Arınç bugüne dek Erdoğan'ın pekçok gerilim söyleminde, akil duruşla toparlama yapmaya çalışmış bir parti ağabeyidir. O dahi Erdoğan'ın kendini yalancı çıkarmalarına, pekçok duruma sessiz kalmış ve yutmuştur. Çünkü siyasetin DNA sını özümsemiştir ve Erdoğan'ın liderliğinin, partiyi sürüklemekteki ağırlığı gerçeği ile barışıktır. Arınç, eminim hak etmediği ve şahsiyetine ağır gelmiş olması muhtemel ve kendisine siyaseti bırakma açıklaması dahi yaptırmış bazı olumsuzluklara rağmen partide kalmıştır. Bu siyasetçilerin, ideolojilerine, hem dindarlara hem laiklere, bu ülkeye olan borcu esastır. İsimleri önemli değil. Bunu anlayarak birlik olunursa bizi bölmek isteyenlere karşı daha dik oluruz. Kuklalara da daha az taviz veririz. Taa ki gerçek bir alternatif çıkana kadar. Laiklerin de dindarların da, Kürtlerin de özgür yaşadığı, savaşın, terörün değil barışın hakim olduğu, haini az gelecek yıllar için, halkın iradesinin yönettiği bir ülke ve adil yargı için hayırlısı neyse o olsun.

5 Haziran 2014 Perşembe

CNN muhabirine ajan demek....


Bazen herşeyi, senin aleyhine işletilen bir planın parçaları sanırsın... Bazen ve hatta çoğunlukla, haklı da olabilirsin. 
Bir yabancı basın mensubunu ajan olmakla suçlarken, aslında kendi içinde kaynayan kazanı, etrafında kaynayan kazanı dışarı vurmuş olursun bazen...
Başbakan Tayyip Erdoğan böyle şüpheci olmakta haklı...
Gelin ortama bir göz atalım...

Etrafındaki onca adam koltuk sevdalısı. Erdoğan ile birlikte köşke gitmek istiyor veya Parti'nin başına geçme hayali kuruyor yıllardır.
Üç dönem bitiyor diye, koltuk kaygısı yaşayan ekiplerin telaşesi-sıkıntısı heryere yansıyor. Bürokraside inanmış, yetişmiş insan sıkıntısı çekiliyor... Gençler daha inanmış ama tecrübeleri yok. Eskilerin bazılarının tek derdi koltuk. Erdoğan'ın Köşk'e çıkması halinde partinin başına kimin üç döneme takılmadan geçeceği önemli bir konu. Erdoğan muhtemelen diğer yandan, Cumhurbaşkanı olursa, kimi hangi göreve getirmesi gerektiğini düşünüyor. Hangi bakanlarını hangi kadro ile köşke çıkaracak? Bunlar temel sorular. Ak Parti iktidarınca aldıkları görevlerden tatmin olmayanlar kara kara düşünüyor. Bunları tatmin etmenin imkanı da yok gibi.

Kürt meselesinin çözüm süreci Milliyetçi-Atatürkçü kesime anlatılmakta zorlanılıyor.
Kürt partilerinin liderlerinden ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşulan Selahaddin Demirtaş, 'masada konuşulan ile mikrofona konuşulan farklı' diyor. Çözüm süreci ve dağa kaçırıldığı iddia edilen çocukların aileleri, ufak tefek otobüs yakmalar, yol kesmeler ortalıkta. 
Erdoğan bu kesimleri temsil eden bir partiden, çözüme destek adına, çocuklarının kaçırıldığını iddia eden aileler adına, bu konularda işbirliği beklemekte haklı. Demirtaş ise yine çözüm süreci ekseninde yasal düzenleme beklemekte haklı.  
Hakkari ve Şırnak'ta hareketli bekleyiş dün günboyu sürdü. 
Kaçırıldığı iddia edilen üç kızın bulunduğu haberi geldi önce. Bu üç kızdan ikisinin yaşı onsekizin altında. Son bilgilere göre sadece biri Diyarbakır'daki eyleme katılan ailelerden birinin kızı. Bulunanlara dair kaçırmanın dağa kaçırma olmadığı, örgüt sempatizanı olma ihtimali bulunan şahısların örgütten bağımsız bireysel kaçırma fiilleri olabileceği bilgileri de gelmekte. Gerçek ne olursa olsun olası dağdan dönüşlerin toplumca heyecanla beklendiği ve memnuniyet yaratacağı ortada. Toplum böyle hissetse de yeni Haburlar doğması ve dönüşlerin sabote olmasına yönelik siyasi rant için çalışan çevreler olabileceğini tahmin etmek zor değil. Bu noktada haber dili önemli. Kimseye alet olmadan bu haberleri vermek önemli. Bunlara fırsat verilmemeli.

Adalet Bakanı  Bekir Bozdağ dün yaptığı açıklamada, Demirtaş'ın çözüm sürecine yönelik 'halktan gizli olmaz' sözüne cevap teşkil edecek şekilde konuştu. Hiçbişey gizli kapaklı olmaz dedi. Bu güzel. Milliyetçi oyları kaybetme korkusu ile risk almaktan kaçmak olmaz. Siyaset de hayat da risk. İntikam duygularını milliyetçilik olarak sunmak, ölümlerin devamını arzulamak akılcı değil. Milliyetçilik ile de izah edilemez.

Şimdi ortama bakmaya devam edelim...
Genelkurmay'dan isimler, örgüt liderliği ile suçlanmış, bir kısmı hala Silivri'de. Erdoğan'a dahi fezlekelerde örgüt lideri demiş savcılar var... Bunu manşete taşıyan ve özgür olmadıklarını iddia eden bir basın var. Ki olmalı... O basın ayakta zor duruyor. Gerçeği yazdığı, kimsenin özel hayatının gizliliğini ihlal etmediği sürece ve kamu yararı gözetilmesi kaydıyla hiçbir gazeteci ve kurum ekmeğinden olmamalı.
Erdoğan ile ilgili arka arkaya soru ve gensoru önergeleri veriliyor.
Ülke, yanıbaşı Suriye'de olanların Alevi-Sünni savaşı gibi algılanması ile, mezhepsel bölünmelere zemin yaratan bir dönemden geçiyor. Bir yılı geride bırakan bir ayaklanma girişimi yaşanmış. Bu sırada yaşanan can kayıpları da bu ayrışmayı kaşımış. Elbette istemeden, elbette üzüntü ile...

 İşte böyle bir durumda tüm bunları bizle paylaşmasını beklemek siyasetin gentiğine aykırı bir samimiyet beklemek olur. 
Ve bu ortamda bir yabancı gazeteci 'ortalıkta' işini yaparken gözaltına alınıyor. Sonra iş düzeliyor ama bana göre tüm bu yazdıklarımla boğuşurken, hala ülke yönetimini sürdüren ve taleplere cevap verme sorumluluğu taşıyan bir Başbakan, gazeteciye de ajan etiketini yapıştırmış oluyor. 

Hem kamu Televizyonunda çalışırken hem özel Ajanslar için, pek çok yurtdışı işi takip ettim. Gittiğimiz ülkelerde hiç böyle suçlanmadık. Ayaklanma ve savaş yaşanan ülkeler dışında istikrarlı ülkelerde işimiz, belirli kurallar çerçevesinde hep kolaylaştırıldı. Ancak bulunduğumuz ülkelerdeki iktidar partileri ile çatışacak, rahatsızlık yaratacak işlere de pek girmedik. Soru sorunca ise düşman bellenmedik. Erdoğan en son Reuters muhabirinin gayet yerinde ve normal sorusuna da öfke ile cevap vermişti.
 Bu mesajların Ak Parti tabanında olumlu getirisi olduğunu düşünüyor olabilir. 
Hiç böyle bir hesabı olmadan doğal bilgi ve izlenimini yansıtıyor da olabilir. Ancak gazetecileri kaybetmek hem doğru değil hem rasyonel değil. 

Ülkemizi bir ideoloji ekseninde farklı göstermeye niyetli bir gazetecinin dahi bireysel gözlemi ve editöryel olarak bazı değerleri mevcuttur. Bu nispette gerçeği yansıtacakken, o gazetecinin kendi gerçeğini değiştirecek bir deneyim yaşatırsanız, beklentilerinizi zaten düşürmüşsünüz demektir. Uluslararası Gazetecilik örgütlerini karşınıza almışsınız demektir. Bu gazetecilere ajan demenizin, güvenlik ve istihbarat teşkilatlarınızca yabancı gazetecilere yönelik linç talimatı vermiş olmanızla eşdeğer tutulacağını bilmeniz gerekir. 

Mısır'da Al Jazeera duruşması ve montaj iddiası...

Mısır'da tutuklanan üç Al Jazeera Network çalışanının yargılanmasına başlandı. Al Jazeera, Müslüman Kardeşler örgütü ile işbirliği halinde, Mısır'ı kötüleyen yayın yapmak ile suçlanıyor. Savcının iddiası, Müslüman Kardeşler üylerinden alınan görüntülerin Final Cut Pro video edit programı ile Mısır aleyhine kanaat oluşturacak şekilde kesildiği... 

Final Cut, haberden belgesele pekçok görüntünün kesilip biçilmesinde kullanan video programlarından biri. Bir görüntünün kesilmesi ve biçimlendirilmesi, gerçeği çarpıtıyor olduğuna kanıt teşkil etmez. Bir malzeme ve editöryel dizayn ile müzik ile ve çeşitli efektler ile görüntüyü vurucu hale getirip yaratıcılığınızı konuşturabilirsiniz. Ancak bunun için detaylı gerçek malzeme kullanırsınız. Görüntünün kurmaca mı reel mi olduğu, direk sizin tarafınızdan çekilmemiş olması, kaynaklarınızla olan ilişkiniz gibi durumlara göre gözden geçirip mevcut görüntüye kefil olarak imzanızı atarsınız. 
CNN'in ünlü yüzü Christian Amanpour ve Larry King ise sosyal medya kampanyası dahilinde Al Jazeera personelinin serbest kalması için çağrı yapmışlardı. Yargılama Rabia meydanındaki protesto dönemindeki haberlere dair yapılıyor.

HSYK, atamalar ve paralel hikayeler...

Yargıda, poliste iddia olunan paralel temizliğin sanıldığı kadar kolay olmayacağını zaman zaman yazmaktaydım. Şu sıralar da yargıda paralel ile mücadele üzerinden yargı mensuplarının işbirliğine ihtiyaç duyuluyor. Bazı isimler çeşitli çatı dernekler ile bu mücadeleye bayraktarlık yapmaya kalkıyor. Ama bir de bakmışsın ki bu görüntülerin altından başka başka ilişkiler çıkmış... O yüzden cadı avı başlatmadan herkesi vicdanıyla harekete davet etmek önemli. Bu kargaşada birine paralelci iftirası atıp kişisel husumeti olanlardan ve sevmediklerinden kurtulmaya teşebbüs edeceklere de fırsat vermemeli. Birilerine paralelci diyenler kendilerine bir bakmalı. Paralelci damgası vurulanların da başı hemen yakılmamalı. 
Bekir Bozdağ 'herkes aynı düşüncede olmak zorunda değil' dedi, hukuk içerisinde davranmanın esas olduğuna vurgu yaptı. Atamaların da bu şekilde olacağını belirtti. Bence kimin neye inandığı konuşulamaz olmamalı. Kendisini belli etmeden biyerlere sızan ikiyüzlülüere güvenip 'şu paralelci' dediğinde inanırsanız, bir de bakarsınız ki size ve halka hizmet için çalışan en sadık adamınızı iftiralar ile harcamışsınız...

Sent from my iPad